"...yaz olunca avratlara, kışın oğlanlara meylet ki, vücutça sağlam olasın..."ve daha ne inciler...tarihle yüzleşme zamanı gelmedi mi?
rar şifre: ayperest
Murat BARDAKÇI - Osmanlı'da Sex E-Kitap
"...yaz olunca avratlara, kışın oğlanlara meylet ki, vücutça sağlam olasın..."NaPola*
otur yanıma peder. evet, son günahımı yüzyıllar önce çıkarttım. ben günahkarım, evet çok günahkarım biliyorum. ama lütfen aradan çekil! aramdan çekil tanrım, kendime kusacağım. bu alımlı kilise karanlıklarımızı süslemek için değil.
her gece ayinimi tekrarlıyorum peder. açıp açıp ağlayan insanların görüntülerine sızıyorum. ah, nasıl şehvet, ah, nasıl bir baştan çıkarış bu tablo. bazen yaşlanmış gözlü bir resme dalıyorum. aniden görüntüye girmem uzun zaman almıyor. birden bir bakıyorum, o ben oluyor, alevli bütün yaşlar ellerime düşüyor. her bir hücrem anlatamam, nasıl sızlıyor.
peder, bu soruları geç, ezberli cevaplarını da lakin,peder, hazret-i cehenennem! aslında çoktan öldüğümü neden söylemedin?
allbrecht, kalemi pamuktan çocuk! allbrecht gözümde şakıyan son çocuk çıklığı! ah, çocuk, ahh yüreğin nasıl süslü bir çocuk! sonsuza sızacak bir velet senin tenin! allbreicht, benim pelerinsiz peygamberim! son kar tanesi, ölen son çocuğun gözbebeğine düştü. ahhh allbrecht, silahlardan ne zaman güvercin fırlayacak? bu çıplak mermiler ne zaman şakacı bir tavşan olacak? sen, benim bin yıllık cesedim! ah, çocuk, askerler bizi kovalarken birden hangi deniz bize kucak açacak?
suya damlayan kan... suyun sersemliğini içen hücre... boşalan hacim, genleşen umman, sonra sonsuzluğu yutan...
kutsal kitaplarını kimse okumayacak 17'lik tanrım. bu kulaklar savaş borularına acıkmış, kilise çanları yanlarında salata. duydun mu bokyemiş ülkem, cehennemde tel örgü olmayacakmış!
bakireleri ejderhaların elinden kurtaran kanlı kılıcım, sen, uzaya çakılmış tek eşsiz çivi! ellerin göktaşı ve yüreğin karadelik! ah, ben ne kadar sen! korkunun şakaklarında patlayan son mermi sözlerin. benim eşsiz dilemmam!! ah, suda evet, suda yemin olsun bütün anahtarlar çocuk, kayıp gittiğin, atomlarını yıldızlandırdığın o alımlı suda. biliyordum, bizi temize çekecek olan siz ikinizdiniz.
bir..iki...üç...
saymaca bittiğinde allbrecht,
ve son ki üç dört..
yerden bir volkan gibi fışkıracak olan sensin! su temiz allbrecht, dövüş temiz, sen temiz.. ellerden sakladığın cesedin,, ah akıllı çocuk, "biliyordum" diyeceksin derinlerden ve göklerden bize, sarılmış ağlarken anılarına teselllimiz!!!
* : NaPola 2004
P.L.A.T.O.N-İÇ
itiraf
evet doktor, annemi ben öldürdüm.
psikiatrım olmanızın itirafımla bir ilgisi yok ama yine de duymanızı istedim. bir köşede sessizce oturup beni tutuklamalarını beklemeyecektim elbette, ve elbette yapacaklarım da var henüz.
evet, onu ben öldürdüm. ama bir katil değilim ben. ibrahimin koynunda can veren nazlı kuzuyu hatırladım birden. yani benimki de öylesine kutsal bir işti bilin ki. sizin bildiğiniz gibi, yani nasıl hakkı varsa bir annenin bir oğul doğurmaya, bir oğulun da annesine kıymasına o denli hakkı vardır. bu bir döngü, bu bir kutsal doğa kanunu inanın.
durun, hayır korkmayın, yitirmedim aklımı. unuttuğumuz onca şey gibi doğa kanunlarını da unutuyoruz böyle işte.
o gün daha bir sarıydı annemin yüzü. aniden sonbara tutunmuş yaprakları hatırladım.
evet, korkmadım, bir an olsun elim titremedi inanın!
başıma her ne gelecek olursa olsun, tenimi ölüme tek parça teslim etmek isterdim, kanım bende kalsın, tenim kemiğimde sızsın.
anneme de bunu hediye etmek istedim. kan görmek ayrı bir ölümdür herkes için. evet, onu bundan mahrum bıraktım.
eve geldiğimde yine ezelden beri süren işlerini yapıyordu. usulca kapıyı içten kilitledim. lütfen, ayrıntılardan korkmayın. yıllardır dolapta sakladığım siyanürü aldım. elimde şarkı söyler gibiydi birşeyler.
bununla birlikte rahvan yürüyen bir atın nal seslerini duyuyordum. bir parça açıldı gökyüzü, bulutlar kenarda birikip kendi ritminde bir piyanonun eve girmesine izin verdiler sanki, biraz daha altın sarısısıydı oksijen.
beni gördüğüne sevinecek zamanı yoktu annemin, yıllar olmamıştı tabi atmosferinden ayrılalı ama..çocuklar oyunlarından eve "anne" sesleriyle dolardı, duyuyordum. bana umman kadar sarılacak denli kucağı da olmamıştı hiç annemin. koynuna hep bilmeceli çığlıklar dolmuştu. kabusların ertesinde sığınacak bir boşluk bulamadım.
son defa konuşmak istemedim onunla, planlı sözlerimi sarfettim. içsene anne, sen seversin vişne suyunu.
kuzunun kanı akıyordu, en temiz sıvı nasıl parmaklardan kadehlere doluyordu, ah, bilemezsiniz nasıl bir kilise kıvrılıp uzanıyordu.
uzattım ona bardağını. kendi temiz suyumdan içtim ben de. hayır, ona eşlik de etmek istemedim aslında son defa. işimi şansa bırakmak istemedim.
alelacele bardığını bitirip işine döndü annem. yıllardır onun arkası dönük olmasına ne kadar alışmıştım. hep hınzırca arkasını dönüp nereye baktığını görmek isterdim.
yüzünün solduğunu gördüm sonra. ama solmak farklı farklıdır hani, dünya gözüyle solmak başka bir alemde canlanıştı bilirim.
sandalyeye oturdu yavaşça. ben sadece susarak perçinledim seyrimi.
başını masaya düşürmesiyle son titreyişini sahnelemesi bir oldu. birden o an denizi öpmüş bir çavlan gibi rahatladım. biliyordum bu his annemden bana kayan bir yıldızdı.
yıllardır o an için yaşadığımı, o an için yaşatıldığımı bütün damarlarımla duyumsadım.
masaya umarsızca bırakılmış annemin başını kaldırdım. gözleri bütün ölüler gibi henüz açıktı. gitmeden neyi görmek istiyorlardı merak etmiştim hep.
ilk defa annemin gözlerine baktım. yüzündeki etten maskenin altında artık hiç bir rüzgarın esmediğinin farkındaydım.
bir insanın gözleri de konuşur bilirsiniz. sessizce bakışımı yaklaştırdım. bir ses duydu göz çeperim:"teşekkür ederim oğul!"
ellerimi uzatıp büyüyen soğukluğu hissederek gözlerini kapadım. bari bunu yapmalıydım. her bir adım bir ritüel gibiydi.
son defası da olmayacaktı artık hiç bir şeyin. bu insanı nasıl rahatlatıyor bilemezdiniz. ayini tamamlamış bir rahip gibi sandalyeye yığıldım.
yine de giderken bir şeyler bırakmasını isterdim. en azından doğurganlığını yani. bir oğul peydahlama hürriyetini ve onun elinden ölümü içme hissini.
yine kendini düşünmüştü annem, şaşırmadım.
orada kalsaydım kesin ağlayacaktım, zaten bundan korkmazdım, ama annemin eline düşmesinden çekindim yaşlarımın. sonra bitmek bilmeyen bir sorgulayış gelecekti farkındaydım. bütün mahrum bırakılmışlığımı sonsuza kadar teselli edecek hediyemi yanıma aldım. o evi ilk defa o kadar huzurlu bir şekilde anladım. tavan arasından iç çekiyordu meraklı gözler.
yine annemle yalnız kalamayacağımı anladım.
buluşmalar ertelenmezmiş, aniden hatırladım. soracağım sorular zamanını beklesindi biraz.
kapıyı çarpıp iki katlı koca mezarı kendi haline bıraktım.
şimdi anladım doktor, itiraf ettikçe kendimize dönüyoruz.
biliyorum nereye çıkacak, kaç adımlık yollar. bir hediye verdim kendime doğum günümde,
anlat, dediniz, anlattım...
ziyaret
no-rgazm
sa-nı-klambaç
bu gece kalsan diyorum yabancı
tenimden yollara dökülmesen
adımlarını saklasan diyorum
kalacak ya burda biraz eksiklik
biraz da anlamsız duruş hiçkişilik
bu macera mutlaka acı
ve ne acı tene giydirelemeyen şehvet
yalnızız hücrelerimizle biliyoruz da
koşuyoruz her gece başka kokuya
aşka suskun kavruk tene
yanılsamamıza nihayet
(N)isyan
Belki
İbne Güzellemesi



öyle, sıradan
Öz'e Dönüş
Anlam
İşte Yine Oldu
Duyu