๑۩۞۩๑



Sürgündeyiz Sodom ve Gomorra'yı yerle bir edeli beri


"Habibim de ki; biz seni
alemlere ibret olasın diye gönderdik!" 13.Bab, 666. Söz.


Hiç bir tanrı çözemedi dilimizi.


Bu yüzden sürgündeyiz
dışımızdan kendi içimize doğru.

Oyunumuz sakıncalıdır
bin yaşından küçükler için
ve açmaz kadın-erkek hikâyelerini.


Kovulduk diye bütün mabed kapılarından,


aynaları boğazlayıp
peygamberler çıkarttık içlerinden.

Ve fısıldadık onlara
ayetlerimizi tanrılar düzüşürken.


O haylaz sivrisineğiz biz,
Firavun'un burnuna kaçtık
nemrudlaşıp Ibrahim' e ateş saçtık.



Kimsecikler göremez ezber bozan dualarımızın yüzünü.


gökyüzünden uzanırken

kendimize doğru kendi elimiz,

varlığımıza şahitlik etti diye ay,

onun nurunun şefâati için sadece

ayperestiz..

Ve dökülür her gece yükseklerden

sessizce sûrelerimiz...

Saint. Rintintin

09 Mayıs 2008 Cuma

Anıştırma

gözlerimi karartıyor keskin güneş ışıkları...

ve ben bir kışı daha öldürüyorum sevgilim.bir kış daha adını heceleyerek şahadet getirip ölüyor ellerimde. her geçen kış; birlikte ölü doğurduğumuz eski beyaz masalları yad ediyor lafcambazı fısıltılarla.

o kışı hatırlar mısın ki ellerin beyazdı. sen kardanadamdın ve ben uçsuz bucaksız iştahlı, beklentili bir çocuk. kafanı kaldırıma dayamıştın yanından geçerken. o güzel saçlara dizlerimi layık görüp evimdeki kutup iklimine davet ettim seni.

o zamanlar buzullar biraz daha kurnazdı. ve sen ne ninniliydin omuzlarımı koyarken uykunun kıyısına...ah o ne istanbuldu ki soğuğu en alımlı elbise gibi geçirmişti üstüne. ve biz onu dikizlemekten, umutla frikiklerini beklemekten ne keyif alırdık.

aşkımız en güzel semtlerin isimlerini hakederdi: senin bana bakışın Kanlıca, benim sana dokunuşum Bebek.ve körfezler, ve tepeler ıpıslak vücudunda.bastırıp gömdüm seni vücuduma, ve sadece seninle çalışan bir çocuk külüstürü oldum.

koşa koşa karşılardık sabahları. ve sabahlar kıskanmazdı bizden ışıklarını.

insanlardan kaçırıp yukarı taşırdık hayat kırıntılarını, hani o çık çık bitmez tavan arasına. gökyüzüne o kadar yakın ve bir o kadar uzak yangınlardan. ikiz kırlangıçlar gibi uçuruduk seninle bulutları.

sana dokunamazdım."sen böyle dur canım, ben sana bir avuç su alayım, ben sana bir bez bebek, ben sana uçurtma... ve yeter ki sen kal burda, sessizce dur orada..." ya köstebekler tutar kolundan götürürse seni, ya gözünün birini düşürürsen birilerinin ense traşına? ya sakınmazlarsa kendilerinden seni bana bir ecel bağışlamış o körkütük acımasız insanlar?

derdim...

seni cennet gibi severdim, loş bir ışıkla gelip cenneti düşlerime sererdin. elimin tekinden sakınmazdın elini. kulağının birini hep bana ödünç verirdin. saçlarının teline günlük gelip geçiçi planlar çivilerdim.

ama yine de yarınsızdık. elimizde zıplayan afacan bir bugün gibi umarsızdık.
"ileride gökdelene taşınmayalım canım, rüzgardan korkarım ben. hem ne kadar olsa kopamayız yer yüzünden.belki bir gün tanışma yıldönümüzü de uzay mekiğinde kutlardık. plütona kahvaltıya çıkardık, sabah kalkıp neptünden."

elektronik virüsler bulaştırmazdım sana,sen hep sakınırdın beni bakterilerden. her gün tozunu alırdım gölgeli düşüncelerinin, sevgimize karanlıklar girmeden.

acımasız soğuklar kadar ısınıp sıkışmıştık aşkla.ve şikayetçi değildik halimizden. her zaman oksijene ne lüzum vardı ki hem? bazen yeterdi işte bir iki düş, bir kaç uçuş yükseklerden.

"ben gelmeden intihar etme sevgilim. ben sana dışarıdan biraz akvaryum getireyim."

seni hep bulutla beslerdim. ve koyu rüzgarlarla silerdim ağzının kenarını, ucuna öpücük kondurup. ah ne biçim gökyüzüydük değil mi sevgilim?

biz yine alabildiğine bulut ve istanbulken, bir çığlık, bir zil sesi, bir acele ecel indirdi ikimizi gökyüzünden.

"sen burda kal sevgilim. beni işten aradılar. akşama dönerim. gelirken hoş bir şarapla gelirim.hani o en kanın gibisinden."

akşamı bekleyememiştim. seni yalnızlığa layık göremeyip yüksek adımlarla ve elimde okkalı bir şarapla uçarçasına geldim sana.

demiştim ya sevgilim bekle beni burda.ne güzel işte bekliyordun. ama yanındaki o hayalet neydi, o sahipsiz uçurtma kimdi, o kınını şaşırmış kılıç nerden çıkmıştı
bilemedim...

tenine iğrenç bir el, yatağımıza korkunç bir ecel sokmuştun.

elimdeki şarabı gözlerimle içtim,,
ve kanın gibi bir kusmuk boşalttım ağzımdan.

hatırladın mı sevgilim o bembeyaz başlayıp kıpkızıl biten kışımızı?
belki sen gittin diye sadece kışlar değil bütün mevsimler kızıl geçer gözlerimin önünden.
ama alacağın olmasın varsın
bu mevsim de şerefine!!!

6 yorum:

NaKHaR dedi ki...

arayı çok fazla uzatmamana sevindim...

imges gene bol mu bol... ama bu sefer fesat düşünmedim inan :) olduğu gibi düz mantık çalıştırdım yeminle... :)

(ayağımın birini kaldırıp parmaklarımı küs modunda birleştitiyorum)

DIAGONAL dedi ki...

YÜREĞİNE SAĞLIK TÜĞLERİM DİKEN GİBİ OLDU OKURKEN....




(GERÇEKLİK PAYINI GÖZ ÖNÜNE GETİRMEMEYE GAYRET EDEREK OKUDUM )

RinTinTin dedi ki...

bensiz size kim karanlık dağıtır ki değil mi kanlı lağım fareleri?(benzetme için bkz.küçük iskender)

arayı nasıl açabilirim ki?

yaşanmışlığı var ya da yok önemli olan okuyana da yaşatabilmek bence.

teşekkürler yine...

geyikolojik dedi ki...

bi ihanetin anatomisinden cok sevmenin nası tek tarafta kaldıgını anlamdım
(belkide anlamak istedim)
ben okuyunca..

belkide kendi tek taraflı hayallerimdi gördüklerim;
bi yatak
iki kişi
ve bende ayperesttim:)

gay_yor dedi ki...

ayrılığı anlatan tüm yazılar içimi ürpertiyor..
ama gerçekten çok güzel bir yazı olmuş teşbih sanatı harika kullanılmış dizelerde..
ve son olarak hoşgeldin..
sevgiyle kal ve kaleminle..

RinTinTin dedi ki...

;)