๑۩۞۩๑



Sürgündeyiz Sodom ve Gomorra'yı yerle bir edeli beri


"Habibim de ki; biz seni
alemlere ibret olasın diye gönderdik!" 13.Bab, 666. Söz.


Hiç bir tanrı çözemedi dilimizi.


Bu yüzden sürgündeyiz
dışımızdan kendi içimize doğru.

Oyunumuz sakıncalıdır
bin yaşından küçükler için
ve açmaz kadın-erkek hikâyelerini.


Kovulduk diye bütün mabed kapılarından,


aynaları boğazlayıp
peygamberler çıkarttık içlerinden.

Ve fısıldadık onlara
ayetlerimizi tanrılar düzüşürken.


O haylaz sivrisineğiz biz,
Firavun'un burnuna kaçtık
nemrudlaşıp Ibrahim' e ateş saçtık.



Kimsecikler göremez ezber bozan dualarımızın yüzünü.


gökyüzünden uzanırken

kendimize doğru kendi elimiz,

varlığımıza şahitlik etti diye ay,

onun nurunun şefâati için sadece

ayperestiz..

Ve dökülür her gece yükseklerden

sessizce sûrelerimiz...

Saint. Rintintin

25 Mayıs 2008 Pazar

İşin Aslı

bir teferruatım var!dinleyin, insan olanlar ve olmayanlar ve "asıl mesele zaten budur" diyenler...

uzun uzun yıllar önceydi, yıllar genetik bir mirasa mı borçluydu bu özelliklerini yoksa okulu asıp gizliden gizliye basketbol mu oynuyordu bilmiyordum ve uzunluk kısalık kıyaslamasının görecelilik cenderesinde çığlıkla canverişine tanık olmuştum. "siktiret önemli olan zaten işlevi" dedim baktım işime.

delikanlılığıma yeni basmıştım, siksel sanatlar fakültesini vasat maharetlerle bitirmenin obur tadı içimde, hayata ufak ufak "bu gece düzüşsek?" bakışları atmaya başlamıştım. okulu bitirme tezim orgazmın alametleriyle ilgiliydi, "bütün belirtiler gözükmeye başlamışsa sonumuz hayrolsun arkadaşlar" diyerek bitiriyordum yazımı. orgazmın belli başlı yedi alameti vardı ve "kendisinden kaçılamıyorsa bütün hücrelerinin kulaçlarıyla daha derinlere dalmak en akıllıcasıdır" gibi bir çıkarımda da bulunmuştum üstelik. binaenaleyh yeni arayışlarım bitmiş değildi. yıllar önce ölmüş dedemin yatağının altındaki pornoların arasına karışmış yakuti kaplamalı bir kitapçıkla, beklediğimden daha büyük ebatlarda bir zenci penisi penastrasyonuna maruz kalmanın benzeri bir hissi yaşamıştım. o sırada açık kalan tv de haltların kardeşliği oynuyordu. gerçekten eski bir elyazmasıydı bu. yazan elin kıllı ve damarlı bakımsız bir erkek eli olduğunu hayal edip okulda çat pat öğrendiğim aramice'mle okumaya başladım:

"""o gün sinirleri tepesindeydi ulu kelaynak'ın.henüz kendisini tanrı ilan etmemiştik. ama gelecekte kendisini hangi makamın beklediğini bilmenin güveniyle olanca çalımıyla sağa sola saldırıyordu. ortalıkta mahşeri bir cümbüş vardı. her zamanki gibi bir şişe parfümünü son damlasına kadar boşaltıp meydana çıktı bizimkisi. karşısında milyonlarca sadece geğirmeden mütevellit ses çıkaran gaz maskeli insan ruhları vardı.boğazını temizleyip bir iki öksürmeden sonra söze başladı müstakbel tanrımız:

"ben sizin tanrınız değil miyim?"

ortalık gürlemeli bu sesten sonra birlikte verilen yanıtla inledi:

"bela!"

-vezir, ne diyor bu denyolar yahu! niye bela okuyolar durduk yerde tanrılarına?

-efendimiz, onları yaratırken bir yanlışlık olmuş, arapça konuşmaya programlanmışlar. size "evet rabbimizsin" diyorlar sizin anlayacağınız.burada size suflörümüzün yardımcı olması gerekiyordu aslında.

rolünü iyi ezberleyemenin kızgınlığını suflörden çıkardı tanrı.

-nerde bu suflör bozuntusu kıçımın kenarı?

-burdayım efendim hemen üstünüzde. az önce burnumu karıştırıyordum size yetişemedim. affedin.

-nasıl üstümde? Burda benim üstümde kimse olamaz sen kimsin ki?

-efendimiz beni yanlışlıkla kendinizden kat kat uzun yaratmışsınız. şu anda yaslandığınız şey benim ayağımdır ayrıca. sahneyi baştan almamız gerekirse sizin dinleyicilere "elest'ü bi rabbiküm" demeniz gerekiyor.eğer bu yeni dili konuşmayı beceremeyecekseniz dublaj da yapabiliriz megafonla.

bu sihirli sözcüğü bir türlü söylemeyi beceremeyen tanrı suflörün tavsiyesine uydu ve yaratılış merasimi layık-ı vechiyle yerine getirildi. (yazarın notu:bunun ne demek olduğunu bana bülent ersoy isimli bir ruh söylemişti, bundan milyonlarca yıl sonra dünyaya gönderilecekti.okuyorsa kendisine selam ederim.)

günün anlam ve önemini belirten konuşmayı yine suflör yaptı.çünkü tanrının boyu yarattıklarının sadece bir buçuk katıydı ve bu cüsseyle ortama hakim olması mümkün gözükmüyordu. buna rağmen yine de merasim bittikten sonra tanrının yapacağı ilk şey suflörün işe alınırken ikametgah ilmuhaberi getirmediği bahanesiyle önce onu işten çıkarmak, sonra da kellesini uçurmak oldu.tabi ki daha sonra sıra vezire geldi. onun kellesini uçururken de ağzından "eşhedü en la.." diye başlayan bir söz duyan tanrı anlamını sormak için kendisini sarsacak oldu ama vezir çoktan zamanın rahmetine kavuşmuştu.

artık tek tabanca bir tanrı ve yüzlerce emre amade insancık sersem sersem bekleşiyordu mahşer meydanında."ileride burada 1 mayıs kutlansa iyi olur" diye düşünen tanrı birden bu uçsuz bucaksız kalabalığın içinde yapayalnız olduğunu farketti.bütün bu ufak tefek şeylerin bir benzeri vardı ama kendisi uçurum gibi yapayalnızdı.birden derin bir keder çöktü omuzlarına.hiç anlamadığı dilden konuşan yamru yumru şeylerle nasıl ve neler paylaşabileceğini sordu kendine. kocaman bir "hiç!" cevabını aldıktan sonra düşük omuzlarıyla insancıklarına seslendi:
-lanet olsun ki sizin kadar kendimi düşünmeyi unutmuşum.bu bir halta yaramayan yeteneklerim bundan sonra sizindir.onlarla becerebildiğiniz en büyük boku becerin.ben gidiyorum. sürekli büyüyen bir uzayın sonunu bulmaya. şimdi yıkılın karşımdan!


sonra tanrı bütün zati ve subuti sıfatlarını bu karafatmalara dağıttı.özgürlüğüne kavuşur kavuşmaz bu yaratıklar dünyayı büyük bir iştahla tırtıklamaya başladı.bu arada tanrı çoktan tozu dumana katmıştı.arkasından kıyamet merasimine katılıp katılmayacağını bile soramadık. sadece Nietczhe diye bir kula selam söylememizi istedi. (tanıyorsan sen iletiverirsin sevabına.)

o günden sonra o siktiriboktan güne "Kal ü Bela" dedik. ey okuyucu, aldın mı sorularının cevabını? almadınsa da çok sikimde. sen sadece kitabı kapatırken "sadakallahü'l aziiim" de de iş raconuna uysun. anlamını ben de bilmiyorum.bir arap bulursan kendisini sorarsın.""""

neye uğradığımı şaşırmıştım. pazar yerinde çırılçıplak kalıvermiş bir adam gibi olmuştum sanki. içimden "evreka! evreka!" diye bağırarak koşmak geldi.ama bunun ne demek olduğunu da bilmiyordum.çukurlarından fırlamış gözlerimi yerine sokuşturup kitabı kaptığım gibi aşağı indim. sonra aklıma geldi: "sikeyim insanları, bekleyedursunlar. önce ben bir etek traşı olayım..."

2 yorum:

gay_yor dedi ki...

sevgili ayperest LAMBDİSTANBUL Lezbiyen Gey Biseksüel Travesti Transseksüel (LGBTT) Dayanışma Derneği'nin "genel ahlaka aykırı" olduğu gerekçesiyle kapatıldığından haberin var mı bu konuyla ilgili eğer bloguna uğrarsan:)bir post bekliyorum senden..

RinTinTin dedi ki...

artık bu konularda pek aktivist değilim. biraz kendi kulvarıma tıkıştırıyorum kendimi.

ki yazmak neyi değiştirir?

kesinlikle bundan fazlasına gerek var